Atatürk Üniversitesi Atatürk Üniversitesi
Ara
Yayınlara dön
Bildiri Özet Bildiri Ulusal 2024

Akademi ve Siyonizm: Baskılar, Korkular ve İtirazlar

İbrahim Yılmaz

ULUSLARARASI BEYTÜLMAKTİS AKADEMİK SEMPOZYUMU Mardin · 18.04.2024–20.04.2024 · 18.04.2024

Özet

BARBARA JARHOURA'NIN ‘ALA ŞAVATİ

ET-TİRHAL’ (AYRILIK SAHİLLERİNDE) ADLI

ROMANINDA MÜSLÜMANLARLA SİYONİST YAHUDİLER ARASINDAKİ ÇATIŞMA<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]--><o:p></o:p>

ÖZET<o:p></o:p>

Raviye Burbara, çağdaş Arap romancıları arasında önemli

bir yazar olarak bilinmektedir. ‘Ayrılık sahillerinde’ isimli romanı, toplumsal

gerçekçi bir roman olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazarı Raviye'yi çok eski

tarihlerden beri tanımaktayım. Onun hem günlük yaşamında hem de yazılarında

geçekçi bir insan aynı zamanda yazar olduğunu gördüm. ‘Ayrılık sahillerinde’

adlı romanını, bana Filistin’de bir sempozyumda iken hediye etti ve şunu

ekledi: 'İşte Filistin'deki bizim gerçek hayatımız'. Bu romanda gerçek

olaylardan alınan pek çok anekdot mevcuttur. O, romanın kendine has diliyle

Siyonistlerle-Müslüman Araplar arasında yaşanan olayları bütün çıplaklığı ile

sergilemektedir. Aynı zamanda psikolojik, sosyal, ekonomik ve siyasi olaylar da

romanın içerisinde anlatılmaktadır.<o:p></o:p>

Bu romanda Siyonist Yahudi ve Müslüman kişiliklerinin

tahlilini yapacağız. Karakter tahlillerinin yanında bir takım psikolojik,

sosyal, ekonomik ve siyasi olaylar da inceleyeceğiz. Burada zaman, mekân, dini

ve etnik kimlikler ve bunları etrafında yaşanmakta olan sosyal olaylar da ele

alınacaktır. Evinden sürgün edilen, ekmeksiz ve işsiz bırakılan Müslümanların

durumları tahlil edilecek ve onların trajedileri ortaya konacaktır. <o:p></o:p>

Bu bildiride bilimsel bir inceleme ve tahlil yöntemine

bağlı kalınarak roman çözümlendi. Bilindiği gibi şiir ve romanlar,

çözümlenmeye, yorumlanmaya ve incelenmeye bağlı olarak daha iyi anlaşılabilir.

Bundan dolayı burada gerçekçi toplumsal bir roman olma niteliği taşıyan

'Ayrılık Sahillerinde' isimli eser, bütün özel ve özgün yapısı ile ele alındı.

Böylece Arap-Yahudi, özelde Siyonist Yahudi -Müslüman ilişki tarihinin bir

boyutu olan bu döneme ışık tutulmaya çalışıldı. <o:p></o:p>

Anahtar kelimeler:<o:p></o:p>

Arap,

Müslüman, Yahudi, Siyonist Yahudi.<o:p></o:p>

I.<o:p></o:p>

Romanın Konusu: Aşk ve

Dram<o:p></o:p>

Roman Kahramanları:

İbrahim ve Sara.<o:p></o:p>

Romanın Geçtiği Yer:

Filistin.<o:p></o:p>

Romanın Türü: Toplumsal

Gerçekçi Roman.<o:p></o:p>

Romanda

hem karakter hem de roman kahramanı olarak Yahudi asıllı Sara geçiyor. Sara, şu

şekilde konuya giriyor: ‘Hikâyemizi yazmalıyım. Fakat hangi dilde! Dilin kimlik

olduğunu söylerdin. Ben kimliğimi seninle birlikte kaybetmişim. Bakışlarınla

bana suçlu gibi baktın. Bütün Yahudi toplumunun suçunu bana yükledin. Senin

bakışlarından ve Filistinli annenin bana karşı kuşkulu durumundan kurtulmak

için yazıyorum. Annesine, milletine bağlı erkeklere yazıklar olsun.’<o:p></o:p>

Sara,

İbrahim’i ne kadar sevdiğini dile getirir. Ona delicesine düşkün olduğunu, onun

sohbetine âşık, gözlerinde kaybolan bir kadın olduğunu dile getirdikten sonra

ona sorar: ‘Ama sonra ne oldu? Ben ne hale geldim?<o:p></o:p>

Sara

Müslüman eşi İbrahim’den ayrılmasına rağmen ondan vaz geçemediğini sürekli dile

getirir: ‘Bana aşkın gelip geçici bir alev olduğunu söylüyorlar. Onlara diyorum

ki, Eğer dediğiniz doğruysa gelin bu aşktan ben nasıl kurtulabilirim. Bunu da

bana söyleyin.’<o:p></o:p>

Romanda

Sara’nın ağzından sürekli bir şekilde Müslüman kimliğine işaret edilir.

İbrahim’e onun bir sözünü hatırlatır: ‘Hani sen kalbinin geniş olduğunu sürekli

bana söylerdin. Şimdi de bana kalbimde sana yer yok mu diyorsun!’<o:p></o:p>

Ona

göre Yahudiler tarihten gelen hak peşinde. Araplar ve Müslümanlar can derdinde.

Sen ise İbrahim, aşk derdindesin. Saf aşka inanan Yahudi kızını elde ettin. Ona

Müslüman kadınların giysisi olan siyah fistanı giydirdin. Elbisesi kararan

Yahudi kızının günleri de böylece karardı. <o:p></o:p>

Eşinden

ayrıldıktan sonra Yahudi kızı, geleneksel giyişi olan kara fistanı sürekli

olarak yalnız kaldığı zamanlarda giymiş, hem İbrahim’le geçirdiği güzel günleri

hem de acı günleri dile getirmiştir. Bir defasında o, şu anıyı anlattı: “

İbrahim! Ne zaman seninle evde otursak saç telimden bir tanesini tutar ve şöyle

derdin, “ Eğer başkası saçının teline dokunacak olursa onu bu saç teli gibi

koparır, kül ufak ederdim.” Bu yüzünden de bende onun yere attığı saç telini

alır bir kenara bırakır, başımı kucağına koyardım. Onun kucağı benim için anne

kucağı gibiydi. <o:p></o:p>

Sara’nın

İbrahim’de görüp de hoşlandığı en çok onun kelimeleriydi ve derdi ki: Ah o

kelimelerin yok mu, beni coşturan, heyecanlandıran ve mutlu eden kelimelerin.<o:p></o:p>

Daha

sonra Sara İbrahim’le nasıl tanıştığını dile getirir. Beni Hayfa ’ya davet

etmişti, sıcak bir gündü, o da bana: aşkımız her zaman sıcak olarak devam

edecek demişti. <o:p></o:p>

Saraya

göre İbrahim, kadını çok iyi tanıyor ve onu mutlu etmesini biliyordu. <o:p></o:p>

Mutluluk

üzüntüden, kolaylık zorluktan sonra geliyordu. Bunu iyi biliyorsun Sara. Seni

zor bir günde tanıdım, eğer günler ve şartlar zor olmasaydı senin dünyana

giremezdim, senin denizine dalamazdım. <o:p></o:p>

İbrahim

bana bilmediğim bir dünyadan bahsediyordu. Bize gerçekler sabittir, hiç

değişmez, hayat boyu gerçekler gerçektir, demişlerdi. İbrahim’i tanıdıktan

sonra gerçek bildiğim şeylerden şüphelenmeye başladım. İlkokul öğretmenimin

bize öğrettiği güneş doğudan doğarmış, bu sözden bile şüphe ediyorum artık.

Eğer biz Doğuyu mutlak bir değer olarak ele alırsak, güneş doğudan doğar

diyebiliriz.<o:p></o:p>

Bana

göre güneşin doğudan doğduğu da yalan. Tek gerçek birlikteyken gördüğümüz

şeyler. <o:p></o:p>

Daha

sonra Sara annesinden bahseder: Annem Irak kökenli bir Yahudi kadındı. Anne

olmasından dolayı bakışı farklıydı. Dünyayı kendi ailesinin iğne deliğinden

görüyordu. Annem şu sözü hep tekrar ederdi: “Tanrıya ne kadar şükretsem azdır,

ölmeden önce Tanrının bize vadettiği topraklara yani vatanıma geldim. Irakta

ölsem gurbette ölmüş olacaktım.” Bir Yahudi kadını, doğduğu yerde ölmeyi

gurbette ölmek olarak algılaması ilginçtir. Bunun üzerine Sare annesine sorar:

“Sana göre Irak gurbet miydi? Annesi düşünür, gözlerini boşlukta gezdirir, ah

vah eder, sonra da: “Sen haklısın aslında, doğduğum topraklar benim için niye

gurbet olsun. Irak benim İsrail’den sonra ikinci vatanım” derdi. Annem sürekli:

“Müslümanlar bize tabi olmalıdır, Müslümanların çocukları bizim askerimize,

polisimize taş atıyorlar, isyan çıkarıyorlar.” Bunun üzerine Sara de annesine:

“ Bizimkilerde onlara silahlarla ateş ediyorlar” diyordu.<o:p></o:p>

Annesi

Saraya: “Sen iyi yemek yapmayı öğren, erkeğin kalbini çalmayı öğren, siyasetle

uğraşma” derdi. Yani Yahudi bir kadın bütün mücadelesini, güzel ve tatlı

yemeklerde kazanmaya çalışırdı. Dışarıda bir sürü olay oluyorken, haberlerde

Müslümanların öldürüldüğünü duyuyorken, annem hala yemek yapmakla, Yahudi

öğretisini tekrarlamakla ve Tevrat okumakla vaktini geçiriyordu. <o:p></o:p>

Sara

ile İbrahim’in tanışması, bir gösteri gününde oldu. Sara gösteriyi izlemek için

gösterinin yapıldığı alana yakın bir yerde duruyordu. Gazdan etkilenmişti, İbrahim’de

ona yardım etmişti. Gözlerini ilk açtığında Sara, başında İbrahim’i gördü,

nefesi sıcak geldi, onu yakından hissetti, gözlerini ona çevirdi, gözlerinde

çam ağaçlarının, seli ağaçlarının yeşilliğini, Kermelin güzelliğini gördü.

İbrahim, Allah insanı en güzel biçimde yarattı, benim de senin de üzerimizdeki gömlek

insaniyet gömleği derdi. <o:p></o:p>

İbrahim’in

yüzünden evde Arapça konuşmaya başladım. Annem buna karşı çıktı bende ona senin

ana dilin Arapça değil mi, dedim? O da bana: “ Sara kızım, biliyorsun Arapça

benim ana dilim değil. Arap bölgesinde yaşadığım için Arapçayı öğrendim.” Ben de her dil yeni bir dünya, başka

dünyalarla ilgili bilginin artmasını istiyorsan dil öğreneceksin, dedim. Bunun

üzerine annem de: “ Ha ha Arapça ile başka bir dünyanın bilgisini mi

öğreneceksin? Geri kalmış, kokuşmuş dünyanın bilgisini mi? Üniversiteyi iyi oku

sen.”<o:p></o:p>

Bir

gün dedem, teyzem, dayılarım hep birlikte bizim evde toplanmıştık. Gayet neşe

içerisindeydik, konu, benim Arap arkadaşım İbrahim’e geldi. Annem dönüp bana: “

Sen bir Yahudi’sin, utanmıyor musun adi bir Arap’la arkadaşlık kurmaya? Utan

kızım kendinden utan! Sonunda kendini de bizi de rezil edeceksin.”<o:p></o:p>

Ben

bütün bunları yaşarken, bütün duygularımı sana söyleyemiyorken, sen Müslüman

erkeği İbrahim sustun, içindeki volkanı dile getirmekten korktun. <o:p></o:p>

Teyzemin

oğlu Afler askere gitmişti. Onun bulunduğu alanda şiddetli çatışmalar oluyordu.

Haberlerden ne duysak İbrahim’i sevmemden dolayı annem yüzüme öfkeli bir

şekilde bakıyor, sürekli çığlık atıyor, en ufak hadisede bağırarak karşılık

veriyordu. Ama ben, sürekli İbrahim’le konuşmak istiyordum ve her zaman bu

fırsatı bulsam ona şöyle sesleniyordum: “ Neredesin, gözyaşlarımı sildiğin

mendil nerede, elimden tuttuğun elin nerede, karanlıkta ışık, soğukta sıcaklık,

sıcaklıkta serinlik, susuzlukta su veren o gözlerin nerede? Diyordu. İbrahim

aşkını bu şekilde açıklıyordu: “ Sana olan aşkım gizli bir şey mi? Arapçada bir

söz var, üç şeyli gizlemek mümkün olma; aşkı, hamileliği ve deveye binmeyi. <o:p></o:p>

İbrahim,

evlenmek için siyah bir fistan almamı istedi benden. Bununla da kalmadı, başımı

örtmemi istedi. Bende ona; Hani İbrahim İslamiyet’te zorlama yoktu, hani sende

insaniyet vardı? Şimdi ise bana sakalınla çıkıyorsun, bana başörtüsü ve fistan

dayatıyorsun. İbrahim fistanımın, dizlerimin altında olması hususunda ısrar

ediyordu. Bir gün İbrahim bana şiir yazı. “ Yaktın şehrimi kül ettin, Fistan

giydin beni deli ettin, Yaktın beni kül ettin, Fistan giydin beni köle ettin.” Ben

ona sürekli Yahudi olduğumu söylüyordum, o da bana: “Sen Yahudi değilsin

artık,” diyordu. <o:p></o:p>

Fuat

adından bir çocukları olur. Yahudi anne, babasının Müslüman olmasından dolayı

oğlunun askere gitmesini ve çatışmalara katılmasını istemez. Sonunda Sara eşine

şunu söyler: “ Her şeye yazıklar olsun! Benim Yahudiliğime, senin

Müslümanlığına, benim kadınlığıma senin erkekliğine! Sen toplumsal geleneklere bağlı birisin

İbrahim, toplumsal geleneklere bağlı olanlar sadece felakete varır.

Müslümanlar, duygunun ne olduğunu bilirler. Ancak aklın ne olduğunu bilmezler.

Sen susmanın, aklı zincire vurmanın, kayıtsızlığın ve mutsuzluğun uzmanısın.

İbrahim sen korkuyorsun, sevmekten, sevilmekten korkuyorsun. Ben zamana ve aşka

yenilmiş bir insan oldum sonunda. Benim aşk şehidi olacağım kesin.

Diriltildiğimde bundan pişmanlık değil gurur duyacağım. Tekrar aşk şehidi

olmaya koşacağım. Aşk şehitleri asla pişman olmazlar. <o:p></o:p>

Sara’yı

annesinin yanında, bir Müslümana âşık olması ve onunla evlenmesi bitirmiştir.

Annesi onu gömecek mezar aramaktadır. Yahudi mezarlığında sana yer yok. O zaman

benim kabrimde kim bana dua edecek. Rab ya da Şeyh kabrime gelip dua edecek mi?

<o:p></o:p>

Sara

İbrahim’e seslenir: “ Sen benimle dini inançlarını da kaybettin İbrahim. Her

gün Allah herkesin Allah’ı derdin, ne çabuk unuttun. Elhamdülillahı Rab bil

Âlemin ayeti nerde kaldı? Yoksa sen Tanrıyı da mı parçaladın? Her din mensubuna

bir hisse mi verdin?” <o:p></o:p>

İbrahim

üniversiteyi bitirmişti, iş istiyordu Yahudilerden. Bir Yahudi kızı ile

evlenmesinden dolayı ona iş verilmiyordu. Sara’nın ailesi sürekli bir şekilde

İbrahim’e zarar vermeye çalışıyordu ta ki ayrılsınlar diye.<o:p></o:p>

Bu

sırada Irak- Kuveyt savaşı çıkmış, İsrail devleti teyakkuz halini almıştı.

İsrail hükumeti akla gelmedik önlemler alıyordu. Her evde birer oda kale gibi

korunaklı hale getirilmiştir. Yahudiler, çekirge sürüleri gibi mağazalara hücum

etmişti. Caddelerde gaz maskesi olmaksızın yürüyen kimse yoktu. Bazı

Müslümanlar fırsat buldukça sokağa çıkıyor, Irak lehine gösteri yapıyorlardı. <o:p></o:p>

Sara

de bu arada doğum yapmak üzereydi. İbrahim’le doğum için hastaneye gittiler. Sara

ailesine haber verdiği takdirde ailesi gelmedi. İbrahim de ailesine haber

verdiği halde ailesi gelmedi. Gerekçeleri, Yahudi anneden ve Müslüman babadan

doğacak çocuk meselesiydi.<o:p></o:p>

Teyzemin

oğlu Siyonist Afner, bizi zor durumda bırakmak ve beni İbrahim’den ayırmak için

elinden gelen her şeyi yapıyordu. Kader insandan daha güçlüdür derlerdi,

inanmazdım. Önceleri her şeyin bizim isteklerimiz doğrultusunda olduğunu

zannederdim. <o:p></o:p>

Bir

defasında Afner’le annem gilin evinde karşılaştık. Afner bana: “ Yahudi

düşmanlarından ne zaman ayrılacaksın?” Diye sordu. Neredeyse bana saldıracaktı.

Gittikçe hayat şartlarımız zorlaşıyordu. İbrahim’e bütün kapılar kapatılmıştı.

Yahudi toplumunun içine girmek benim içinde mümkün değildi. Bir Yahudi kadınla

evli olmasından dolayı Müslümanlarda İbrahim’den uzaklaşmıştı. İbrahim, gün

boyu nerde iş bulursa eve ekmek getirmeye çalışıyordu. İbrahim çok bunalmıştı,

kendini ibadete vermeye başladı. Bu durum üzün süre devam etti. Benim

itirazlarım üzerinde ibadetten uzaklaştı bu seferde kendini içkiye verdi ne

yapacağını şaşırmıştı. İnsanın çaresiz kalması ne yapacağını bilememesi ne

korkunç bir şeymiş. Kalbim, aklım, bedenim kaygı doluydu. İnsan gece güneşi

arar mı? Bir gece çok bunalmıştım, kalktım güneşi aramaya başladım. Ben

görmesem de güneş yanmakta, ışıkları ulaştığı yerleri aydınlatmaktaydı. Güneşe

yalvarmaya başladım, gel bizim evimizi de aydınlat, diye.<o:p></o:p>

Bir

gün annem gile gittim, Afner de geldi. Elinde gül demeti, omuzlarında katıldığı

savaşları simgeleyen nişanlar, aklında gelecek savaşlar için taşıdığı

kurşunlar. Ve dedi ki; bir Yahudi benim gibi olmalıdır. <o:p></o:p>

Neticede

İbrahim’le ayrıldık. Her insanın bir hikâyesi vardır. İnsanlar gerçek hikâyelerini

kapı arkalarında gizlerler. İsrail devletinde özellikle okullarda kahramanlık

ve korkaklık kutlama günleri yapılıyordu. İkinci dünya savaşında gaz

fırınlarında yakılan Yahudiler anısına saygı duruşu yapılacaktı. Hep birlikte

bütün Yahudiler buna katılmasına rağmen yine de kendi aralarında eşit yurttaş

olamıyorlardı. Çünkü vatandaşlık dersinde aralarındaki kimlik farklarını

öğrenmişlerdi. Farklı dünyaların insanları olduklarını hatırlamışlardı. Yahudi

ailemin yanında bir Yahudi olarak yaşamama rağmen, ailem başta olmak üzere

bütün Yahudiler: “ O kaybolmuş biri” olarak muamele ediyorlardı. <o:p></o:p>

İbrahim

kendi ailesi içerisinde, bende kendi ailem içinde yaşamamıza rağmen ikimizde

çocuklarımızla birlikte, bir denizin ortasında yalnız başına kalmış kaybolan

gerçeğimizi arıyorduk. <o:p></o:p>

Sara bir gün bir kitabın arasında İbrahim’in

mektubunu bulur: <o:p></o:p>

Ben İbrahim, yaşamım oğlunu feda edemeyen Nebi

İbrahim’inkine benzedi. O tekrar yeryüzüne gelmeyecekti, fakat hikâyeleri, hem

tekerrür edecek, hem de dilden dilde dolaşacaktı. Ben de çocuklarından ayrı

düştüğü için çile çeken, insanları birliğe beraberliğe çağırdığı için sürgün

hayatı yaşayan Nebî İbrahim gibi, sürgündeyim ve esaretim sürmekte…<o:p></o:p>

Nizar Kabbani

derdi ki: “Ben Araplığı ile yorulmuş biriyim!” Ey aşk Şairi! Beni mazur gör!

Ben de aynı şeyi söylüyorum. Ben de yoruldum. Arap olmak ne de zormuş bu çağda!<o:p></o:p>

Aşkı, Nizar’ın

şiirlerinden öğrendim. Eskimez şiirler yazmıştı, ben de onların hepsini okudum.

Şiirleri beni aşka götürdü. Âşık olacağım kadın ile buluşturdu. Aşkı delicesine

bana yaşattı. <o:p></o:p>

Bir rastlantı sonucu Sara'yı tanıdım. Nizar'ın şiirlerinde aradığım kadındı. Onu hayatımın Belkıs’ı olarak gördüm. Bana

eskimeyen şiir gibi geldi. Fakat biz Arapların yeryüzünde duygusallık,

cömertlik, misafirperverlik gibi güzel

hasretlerinin yanında, bazı kötü

hasretleri de vardı. “Araplar, eskimeyen şiir yazarlar. Zaman geçer eskimeyen

şiirlerini kendi elleriyle yok ederler.” Bunu burada söylememin nedeni, ben de

Arap’ım. Ben de eskimeyen bir şiir yazdım. Adını, “Hayatıma Şiiri” koydum.

Şimdi ise onu ellerimle yok edeceğimden korkuyorum. Şunu iyi biliyorum ki er

veya geç insan atalarına dönüyor, onların hasretlerine bürünüyor. Yaşlandıkça

milli kimlik geri geliyor, insan klasik biri olup çıkıyor. Eskimezlerini

eskitiyor.<o:p></o:p>

Sara'ya olan

aşkımın benzeri yok. Hayfa ‘da gösterinin yapıldığı, askerlerin göz yaşartıcı

gazlarla göstericilere müdahale ettiği gün ilk defa onu gördüm. Gazdan

etkilenmiş, yere yıkılmıştı. Bir insaniyet yapayım dedim, onu tuttum, kaldırıma

taşımdım, kendine gelmesi için ona soğan koklattım. Gözyaşlarını mendilimle

sildim. Fakat ister istemez gözlerim gözlerine takıldı, gözlerinde kaderimi

gördüm, gözlerimi kamaştıran sihirli güzelliğine tutuldum. Bununla kalsam iyi,

karşısında eridim, etim kemiğime karıştı, toz toprak oldum. Sara'nın

gözyaşlarını sildiğim mendil, akşamın canlı şahidi oldu. O mendil, kanayan

yaramın sargısı oldu. <o:p></o:p>

Sara'nın etnik kökeni, dini, dili benim için önemli

değildi. Türk de olsa, Rum da olsa, Yahudi de olsa onu sevecektim. Bunu kesin

olarak söylüyorum. Bugün de olsa yine onu severim. Tekrar dünyaya gelsem yine

onu arar bulurum. Kalbim onun aşkıyla yanmaya başlamıştı bir kez. Kalbim

mutluluğun onun sevgisinde olduğunu söylüyordu. Onu sevmek, onun sevgisini

kazanmak istiyordu. “Göz kalbini aynasıdır” derler ya, kalbim ne söylüyorsa

gözüm onu icra ediyordu. Artık kalbim ona dört duvarlı bir oda inşa etmiş, beni

dış âleme kapatmıştı. Kalbim Sara için atıyordu. Kadın dedi mi o aklıma

geliyordu. Onun yanında bütün kadınlar ruhsuz ve manasız kalıyordu. O aşkın ta

kendisi, kadının ta kendisiydi. Kuvveti buradan geliyordu tabiat kadar tabii

idi.<o:p></o:p>

Sara ile ailem arasında tercihte

bulunmak zorunda kaldım. Bu durum kolay değildi. Ailemin ilk çocuğu idim. Buna

rağmen onlara karşı çıktım. Ailemi, yurdumu, yuvamı terk ettim. Bir tek amacım

vardı: Sara ile birlikte olmak, Sara ile

birleşme. Sara ruhumdu, kalbimdi.

Düşündüğüm tek şey onun varlığıydı. Her ayrılışında hemen onu düşünmeye başlar;

vaktini nasıl geçirdiğinin, ne yaptığının, nerede olduğunun hayalini kurardım.

Yavrusuna yiyecek bulup getiren, gagasıyla onu yediren bir serçe gibi, bir

lokma ekmek bulduğumda ona götürürdüm. <o:p></o:p>

Sara

son limanım, son dostum, ilk ve son sevgilimdi. Sara gökteki yıldızım, annem, çocuğumdu. Aşkıyla hırçınlaşan kadınımdı. Hayatımın

kaynağı idi. Onun için ve onunla yaşadım. Her şey onda ümitleşti.

Sıcaklığı, sevgisi ve deliliği ile

hayatıma hayat kattı. Varlığında ve yokluğunda

hep onu hissettim, hep onunla yaşadım. <o:p></o:p>

“Aşkın

hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür.” derler Yahudi olması beni

korkutmadı fakat üzerimdeki ihtirasları beni korkuttu, bana korkular ilham

etti. Sonunda beni kendisine esir etti.<o:p></o:p>

Sara

neden böyle yaptı? Neden bana korkuları ilham etti? Niçin bana esaret hayatına

layık gördü? Aşk yuvasında susamaktan başka bir şey yapmadım. Sara, konuşma

özgürlüğümü elimden almıştı.<o:p></o:p>

Sustum, sustum, sustum!<o:p></o:p>

Sara benden kaçıp gidiyorsun, yine benim

içimdesin!<o:p></o:p>

Düşüncelerimdesin! Hayallerimdesin!<o:p></o:p>

Yokken karşımdasın. Öfkeliyken

gülümsememdesin!<o:p></o:p>

“Kader yapar, vehimleri yıkar” derlermiş.

Kadere bak ki, biz de aynısı olduk.<o:p></o:p>

Ben hayatımda

tesadüfe çok yer veririm. Tesadüfleri kalpleri birleştiren büyü olarak görürüm.

Tesadüfen tanışanlar, birbirlerinin kıymetini bilir. Evlilikleri daimi olur.

Erirler, dağılırlar ve kaynaşırlar. Duraksamalar onları yeniden koşturur. <o:p></o:p>

Seni aylarca bekledim. Durdum, sabrettim, sustum. Bana

sabırla zirvelere nasıl ulaşıldığını sen öğrettin.<o:p></o:p>

Sara! Canım

benim! Her şeyin bir sınırı varmış. Sabrımın sonu varmış. O tükendi. Beni

ayıplama ne olur! Beklemeye tahammülüm de kalmadı. Gittin, geri dönmüyorsun.

Beni test mi ediyorsun, gücümü mi sınıyorsun? Bana naz mı ediyorsun? Benimle

evcilik mi oynuyorsun? Benimle oynama ne olur! Ben bir deliyim. Deliliğim

zıtlıklardan kaynaklanıyor. Deliliğim bırakmıyor ki biraz dinleneyim. Olması

gereken şeylerle, olacak olan şeyler arasında gidip geliyorum.<o:p></o:p>

Senin

uzaklaşmana sabredemiyorum. Beni bağışla, ne olur! Benim kaçışım senden değil,

hayattan. Görüyorum ki susmamdan dolayı sen acı duyuyor, azap çekiyorsun. Ben

de seni uzaklaşmandan dolayı tükeniyor, kendimi içkiye veriyorum. Sevinçle bir

araya gelmemize karşı çıkan bu âlemin dışına çıkıyor, havada uçuyor, yerlerde geziyor, sana geliyorum. Senden,

annenden, babandan kaçıyor yine

sana geliyorum. Ben, sen oluyorum. Bütün acılarımdan senin yanında,

çocuklarımızın yanında kurtuluyorum. Senden ve çocuklarımızdan kopamıyorum.

Senden ve çocuklarımızdan kaçamıyorum. Sizden başka benim için bu dünyada başka

bir hayat yok. Fakat benim için sizin yanınızda da bir hayat yok, çünkü ben

senim. Çünkü ben hepinizim.<o:p></o:p>

Ben çaresizim. Beni bu kadar çaresiz

bırakan benim kimliğim. Beni bu denli çaresiz bırakan benim yorulmuş Arap

kimliğim. Beni bu denli çaresiz bırakan benim karşıdakini yoran Arap kimliğim.

Yaralıyım. Yaramın iyileşmesini imkân yok!

Dert bende, yara bende! Fakat bu derdim beni öldürmesini istemiyorum.

Ben derdimi seviyorum derdimin dermanım olduğunu biliyorum.<o:p></o:p>

Kırk yaşlarıma geldim. Tehlikeli bir

noktadayım. Ben aşk çeşmesinden ayrılalı çok oldu. Ayrılık çeşmesinin başına

geldim. Gözleri yaşlı, hasret dolu olarak ayrılık çeşmesinin başında

oturuyorum. Sen ve çocuklarımın ayrılık çeşmesinin başına gelmenizi

istemiyorum. Siz aşk çeşmesinin başında kalın! Belki sizi yine bulabilirim!<o:p></o:p>

Bu senin tercihin Sara! Cevabını bekliyorum. Belki de

yine susarak sana cevap vermiş olacağım. Bir defa daha seni bekliyorum!<o:p></o:p>

<!--[if !supportFootnotes]--><br clear="all">

<hr align="left" size="1" width="33%">

<!--[endif]-->

<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]--> Prof.Dr.

İbrahim Yılmaz,Atatürk Üniversitesi, iyilmaz@atauni.edu.tr<o:p></o:p>

Atıf için künye

Yılmaz, İ. (2024). Akademi ve Siyonizm: Baskılar, Korkular ve İtirazlar. ULUSLARARASI BEYTÜLMAKTİS AKADEMİK SEMPOZYUMU, Mardin.

BibTeX
@inproceedings{yilmaz2024-120840,
  author = {Yılmaz, İbrahim},
  title = {Akademi ve Siyonizm: Baskılar, Korkular ve İtirazlar},
  booktitle = {ULUSLARARASI BEYTÜLMAKTİS AKADEMİK SEMPOZYUMU},
  address = {Mardin},
  year = {2024},
  url = {https://akademik.atauni.edu.tr/yayinlar/120840-akademi-ve-siyonizm-baskilar-korkular-ve-itirazlar}
}